Ana Sayfa
Arama
Galeri
Video
Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Gündem
Ekonomi
Politika
Dünya
Spor
Magazin
Sağlık
Teknoloji
Servisler
Nöbetçi Eczaneler
Hava Durumu
Namaz Vakitleri
Gazeteler
Puan Durumu
WhatsApp
WhatsApp İhbar Hattı
Sosyal Medya
Facebook
Instagram
Youtube
Uygulamamızı İndir
25.3
°
Bursa
İstanbul
Ankara
İzmir
Adana
Adıyaman
Afyon
Ağrı
Aksaray
Amasya
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Mersin
Iğdır
Isparta
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kilis
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Şanlıurfa
Şırnak
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak
GALERİ
VİDEO
YAZARLAR
Gündem
Ekonomi
Politika
Dünya
Spor
Magazin
Sağlık
Teknoloji
Servisler
Nöbetçi Eczaneler
Namaz Vakitleri
Hava Durumu
Puan Durumları
Yayınlar
FOTO
GALERİ
VİDEO
GALERİ
YAZARLAR
25.3
°
Bursa
İstanbul
Ankara
İzmir
Adana
Adıyaman
Afyon
Ağrı
Aksaray
Amasya
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Mersin
Iğdır
Isparta
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kilis
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Şanlıurfa
Şırnak
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak
Bizi Takip Edin
Güneyin Sesi Gazetesi
Gündem
Ekonomi
Politika
Dünya
Spor
Magazin
Sağlık
Teknoloji
Servisler
Nöbetçi Eczaneler
Namaz Vakitleri
Hava Durumu
Puan Durumları
Yayınlar
Etiket:
Mustafa Ercan
PANDORANIN KUTUSU
Yunan Hesiodes mitolojisine göre Prometheus, Zeus’tan ateşi çalarak insanlığa armağan eder. Buna öfkelenen Zeus, ceza olarak Prometheus’u Himalayaların buzullarında bir kayaya zincirler. Yanına da her gün ciğerlerini yemesi için bir kartal bırakır. Kartal her gün Prometheus’un ciğerlerini yiyecek, ama her seferinde ciğerler yeniden oluşacak, böylece Prometheus’a dayanılması zor bir işkence edilecektir. Bir gün oradan geçmekte olan Herkül, Prometheus’u bu durumda görünce çok üzülür ve zincirlerini kırarak onu özgürlüğüne kavuşturur. Özgürlüğüne kavuşan Prometheus ilk olarak “Zeuslar yaşadığı sürece insanlar özgür olamayacak!” diyerek, insanlık tarihinin ilk özgürlük çığlığını haykırır. Zeus, zincirlerin kırılmasına göz yumsa da halkaların kol ve ayak bileklerinde kalmasını sağlamış, böylece Prometheus sonsuza kadar cezalandırılmıştır. Zeus, bununla da yetinmemiş. Emir eri olan Hephaistos’a emir vererek, balçıktan bir kadın figürü hazırlamasını ister ve ardından Pandora’yı yaratır. Pandora, Antik Yunan’da Tanrıların yarattığı ilk insan kadın demektir. Daha sonra diğer yalaka Tanrılar Zeus’un gözüne girmek için Pandora’yı ziyaret etmiş ve her Tanrı ayrı ayrı kendi özelliklerinden Pandora’ya hediyelerde bulunmuş. Zeki olan zekasını, güzel olan güzelliğini, güçlü olan gücünü, kötü olan da kötülük hediye etmiş. Zeus, bunların hepsini bir kutuya doldurarak kapağını sıkıca kapatıp, Pandora’ya vermiş. Artık Pandora en az Tanrıçalar kadar güzeldir. Zeus, Pandora’yı elinde kutu ile, Prometheus’un ikiz kardeşi Epimetheus’a gönderir. Pandora’yı gören Epimetheus ona âşık olur ve ertesi gün evlenirler. Zeus, Pandora’nın kulağına kutuyu açmasını fısıldar. Kutunun açılmasıyla acı ve kötülük gibi özellikler bir anda dünyaya yayılmış, Zeus’un isteğiyle içinde sadece umut kalmıştır… UMUT NEREDE? Bütün yaradılış efsanelerinde olduğu gibi; burada da Tanrılar kadını, erkeği cezalandırmak için bir araç olarak kullanmıştır. Bu durum Musevilik’te de Hristiyanlık’ta da İslamiyet’te de böyledir. Yukarıdaki hikâyeye baktığımız zaman, bunun eşsiz bir edebiyat güzellemesinden daha öte bir şey olduğunu görüyoruz. Mesela, o zaman yaşadığına inanılan bir tek Zeus’a karşı, bugün binlerce Zeus olduğunu söyleye biliriz. İnsanların zamanla kendi inanç ve sosyal koşullarına uyarlayarak yazdıkları bu senaryoların, bugün gerçekten yaşandığını görüyoruz. Zeuslar var! Yalakalar var! İnsanlar var! İnsanlara zulmedenler var, insanlara yardımcı olanlar var ama en önemlisi umut var! Gerçek hayatta kötü giden şartların yarın veya belki bir gün düzeleceğini umarak yaşamaz mıyız? Ağır hasta olan birinin, “belki bir çaresini bulurum” umuduyla farklı doktor ve hastaneleri dolaşmıyor mu? Günümüzde umut, insanları oyalamaktan başka bir şeye yaramıyor olsa da onsuz da yaşanmıyor. Bugün ülkemizde emekli ve prim ödeyen çalışanların sayısı otuz milyona yakın. Ama tamamının aylık maaşı açlık sınırının çok altında, hatta ölüm sınırı diyebiliriz. Belki tam olarak açlıktan ölen olmasa da yetersiz beslenmeden ölen çok fazla insan olduğunu söyleyebiliriz. Çalışmayan kesim çöpten karnını doyurmaya çalışırken; köylü üretemiyor, ürettiğini satamıyor. Hayvancılık bittiği için et fiyatları astronomik rakamlara ulaştı. Kürt sorunu gerçekten biter mi bilinmez, ama bir sürecin başındayız. Umarım sürecin sonu yeni, mutlu bir özgürlüğün başlangıcı olur, Kürt kardeşlerimiz de başta anadil olmak üzere kendi kimliklerine kavuşur. Herkesin bir umudu var. Kürt halkı özgürlüğünü umut ediyor; on milyonlarca emekli ve çalışan kesim maaşının iyileştirilmesini umut ediyor; çiftçi, toprağını tekrar ekip biçeceği günlerin gelmesini umut ediyor. Ankara’da aylardan beri maaşlarını alamayan eylemci maden işçileriyle; kendilerine insanca maaş bağlanması için bacakları ellerinde gösteri yapan gazi ve şehit yakınları da var… Kimisi çürük raporu alarak askerlik yapmadığı gibi, kimisi de zengin olduğu için para karşılığında askerliğini yapmış sayılanlar da var. Parası olmayan yoksul gençler, vatan için canını dişine takıp kolunu, bacağını, canını siperlerde bırakırken; parası olduğu için askerlikten muaf tutulan şımarık zengin çocukları ülkenin masum kızlarına tecavüz edip, cesetlerini ortadan kaldırıyor ve devletli babalarının gölgelerine sığınıyor. MASUMLARIN DUYULMAYAN ÇIĞLIĞINDA BOĞULACAKSINIZ Devlet AKP/MHP olduğundan beri mağdurlara kulağını kapattı. Taciz, tecavüz, kadın cinayetleri, uyuşturucu sürekli yükselişte. Ama iktidar seksen beş milyon insanı dinle uyutup, enflasyonu gelecek yıl düşürme vaadiyle umutlandırıyor. Bizim umudumuz bizim bir işimize yaramıyor, ama kapitalist sistemin yarattığı Zeusların iktidar ömrünü uzatıyor. Her sene yeni bir umutla diyanet, mafya ve siyaset yumruğu altında ezilmeye devam edeceğiz. Yeter ki Allah kimseyi askerlik yapmamak için çürük oğlan babası yapmasın!
22 Ağustos 2026 Cumartesi 12:04
TOPLUMSAL BARIŞ SAĞLANACAK MI?
Sanılır ki Türkiye’de terör eylemleri 27 Kasım 1978 yılında PKK’nın kurulmasıyla başladı ve yayıldı. Evet!
12 Ağustos 2026 Çarşamba 22:15
SİYASET TIKANDI
Gün itibarı ile ülkemizde 189 siyasi parti bulunuyor. Ama bunlardan ancak üç ya da dört
05 Ağustos 2026 Çarşamba 13:37
YENİDEN DOĞUŞUN FELSEFESİ
Yeni Parti kuruldu, faaliyetlerine de başladı. Bundan sonra nasıl bir yol izleyeceğini birlikte göreceğiz. Ama görünen o ki YENİ PARTİ en azından bir süre CHP’nin devamı gibi hareket edecek. Bu durum tabanda daha çok yaşanıyor ama yönetim kadrolarının da yeni bir partiden çok butlancılardan alamadıkları CHP’nin gerçek mirasçıları gibi davrandıkları gerçektir. Kılıçdaroğlu ile kan kaybetmeye başlayan Cumhuriyet Halk Partisi, nihayet Özgür Özel ile yükselişe geçti. Bunu gören AKP/MHP iktidarı büyük bir korkuya kapıldı ve panik içinde CHP’ye saldırdı. Başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere, Türkiye’nin birçok illerinde CHP’li belediye başkanlarını görevden alarak yerlerine kendi görüşünde olan liyakatsiz insanları kayyum olarak atadı. Hem de akla hayale uymayan yalan, iftira ve hukuk dışı yöntemler kullanarak… Tabanda ise bunu kendi iradesine müdahale olarak algılayan halk yığınlarında öfke patlaması yaşandı. Özgür Özel bundan faydalanmasını bilerek, tam kadro sahalara indi. Butlan kararı ile CHP genel merkezine zorla girilmesinin ardından kendini sokaklarda bulan “seçilmiş başkan ve seçilmiş CHP yönetimi” her türlü demokratik haklarını kullanarak ülkenin her yanında çok kalabalık yürüyüş ve mitingler düzenlediler. Artık mızrak çuvala sığmıyordu ve Türkiye siyaset tarihinin en büyük halk hareketlerine tanık olduk. Köy, kasaba, şehir demeden gecesini gündüze katan Özgür Özel, gittiği her yerde halk tarafından bağrına basılıyordu. Yaşlılar evladına sarılır gibi öpüp okşuyor, çocuklar; babaya sarılır gibi sarılıp dokunuyor, gençler ise; yirmi yıldır kaybolan umutlarını görüp seviniyorlardı. Kılıçdaroğlu’nun saraydan aldığı talimat gereği yirmi yıldan beri sokaklara çıkmadan dört duvar arasında siyaset yapma geleneği de ilk olarak Özgür Özel ile kırılmış oldu. CHP’yi bitiren salon siyaseti duvarların yıkılmasıyla son bulmuş, genel merkezin sınırlarına sıkıştırılan cumhuriyet, laiklik ve demokrasi, devrim niteliğinde bir halk hareketiyle sele dönerek bütün ülkeye akmaya başlamıştır… ESKİLER, YENİLİK HAREKETLERİNE GÖLGE ETMESİN! YENİ PARTİ’de çoğu kimsenin alışmakta zorlandığı bir şey var ki, o da bu partinin yeni ve farklı bir parti mi, yoksa CHP’nin devamı mı olduğu konusudur. Genel Başkan Özgür Özel ve parti yönetiminin açıklamalarına baktığımız zaman, YENİ PARTİ’nin hiçbir partinin devamı olmadığı ama yeni anlayış ve perspektifle kurulduğunu anlıyoruz. Tüzüğe baktığımız zaman Atatürk ilkelerine sadakatin korunduğunu, ama bunun altı ya da daha farklı oklarla sınırlandırılmadığını görüyoruz… Madde 2, fırka 3: “(3) Yeni Parti; cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve devrimcilikten oluşan Atatürk ilkelerini, ilkelerin tarihsel mirasını ve ilerici özünü koruyarak; çağımızın demokrasi, özgürlük, eşitlik, yurttaşlık, adalet, dayanışma, kamusal yarar, bağımsızlık, bilim ve sürekli yenilenme hedefleri doğrultusunda benimser.” Bu maddede Atatürk ilkelerinin ilerici özünün benimsenmesine; bilim ve sürekli yenilenmeye özellikle vurgu yapılarak aslında gençlik ön plana çıkarılmıştır. Bu da gençliğe sorumluluk yüklemekte ve onu partiye sahip çıkmaya çağırmaktadır. Gençlik kendini ön plana atarak bu sorumluluğu almalı; yaşlılar ise birikim ve tecrübeleriyle gençliğin arkasında durmalıdır. KUVAİ MİLLİYE HEDEF DEĞİL, KURTULUŞ FELSEFESİ OLARAK KALMALI Kuvai Milliye, Osmanlıdan Cumhuriyete geçişte resmi ordu görevini üstlenen milis güçleridir. Atatürk bu sivil halktan bir ordu yarattı ve emperyalist güçlere karşı bunlarla savaştı. Bu milis güçlerin yedi ülkeyle savaştığı yetmezmiş gibi, birde gerici-yerli iş birlikçi hainlere karşı da savaşması gerekiyordu. Osmanlı ordusu zaten teslim olduğu için, resmi kurumlarda İstanbul hükümetinin etkisi de kalmamıştı. Esasen cumhuriyetin kuruluşunun ilk adımı 22 Haziran 1919’da Mustafa Kemal ve arkadaşlarının ilan ettiği Amasya Genelgesi ile atılmıştı. Bu genelge aynı zamanda “devrim bildirisi” özelliğini taşımaktadır. Bildirinin ardından Anadolu’ya yayılan kurucular, halkı ilmik ilmik örgütleyerek Kuvai Milliye’yi oluşturdular ve Kurtuluş savaşı böyle kazanıldı… Aradan geçen yüz yılı aşkın zaman zarfında Türkiye çok değişti. İnsanlar çok değişti. Fiziki, sosyal, ekonomik ve toplumsal şartlar çok değişti. Bu aynı zamanda doğanın diyalektik yasasıdır. Doğa ve toplum birbiriyle sürekli iletişim halindedir ve bu da birbirini etkiler. Cumhuriyet Halk Partisi bunu zamanında anlayamadığı için kuruluş felsefesini kaybetmiş, gerici odakların eline geçmişti. Her şey ünlü filozof Heraklitos’un dediği gibi “doğa sürekli değişim halindedir, aynı suda iki kez yıkanılmaz.” CHP bu yasaya direndiği için kendini güncelleyemedi ve Titan tanrılar gibi kendi bağrından çıkardığı yeni bir canlı ile kendi küllerinden yeniden doğdu. Ancak her Titan tanrı, kendisini yaratan atasını yiyerek var olmuştur. Artık CUMHURİYET HALK PARTİSİ diye bir parti yoktur. Bu yeniden doğuşun adı da YENİ PARTİ’dir.
29 Temmuz 2026 Çarşamba 22:30